Çocuğu Olan Annelerin Çocukluk Çağı Travmaları Çocuk Yetiştirme Tutumları Ve Psikolojik Sağlamlıkları Arasındaki İlişki

Bireyler maruz kaldıkları baş edilmesi kolay olmayan ani ve olağandışı olaylardan dolayı korku, kaygı, dehşet ve çaresizlik gibi duygu durumları ile karşı karşıya kalırlar. Çoğu insan yaygın bir şekilde travmatik olay yaşar. Tüm yaş gruplarındaki insanlar travmatik olaylar karşısında olumsuz etkilenir; ancak travmatik stres karşısında en büyük risk altında olan başlıca gruplar engelliler, yaşlılar, özellikle çocuklar ve ergenler olarak kabul edilmektedir.

Çocuğu Olan Annelerin Çocukluk Çağı Travmaları Çocuk Yetiştirme Tutumları Ve Psikolojik Sağlamlıkları Arasındaki İlişki

Bireyin kişilik yapısının ve psikopatolojisinin sağlıklı gelişiminde büyük bir etkisi olan erken çocukluk döneminde maruz kalınan travmatik deneyimler kişileri kısa ve uzun vadede etkileyen yaşantılardır.

Anne babalarda çocukluk çağı travmaları

Çocukluk çağı travmaları, bireyin yaşamında travmatik etkiye sebep olabilecek durumlardan biridir. Çocukluk çağı travmaları; aniden, beklenmedik bir anda çıkan, çocuğun ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü ve yaşamını tehdit eden durumlar olarak ifade edilmekte ve kişilerarası ilişkilerde kişinin, karşısındaki bireye bilerek ve isteyerek, ona zarar verecek şekilde kötü amaçlı muamele etmesi olarak da genellenmektedir. Çocukluk çağında çoğu çocuğun talep ve ihtiyaçları yerine getirilmediğinde ya da kişi strese sebep olacak birçok yaşam olayıyla karşılaştığında normal şartlarda bu durum travmaya dönüşmez. Travmatik bir durum halini olayın şiddeti, travma mağdurunun yaşı, benlik gücü, aile ve çevre koşullarının uygunsuzluğu belirler ve bireyin tüm yaşamını olumsuz etkileyecek bir hal alır. Çocukluk çağı travma çeşitlerinden biri olan ”çocuk istismarı ve ihmali” belirlenmesi ve tedaviye başlanması en zor olan travma faktörüdür; çünkü tekrarlanabilirdir ve çoğunlukla çocuğun en yakınları tarafından uygulanır.

Anne babanın çocuk yetiştirmedeki tutumu

Diğer yandan, anne-babanın çocuk yetiştirmedeki tutumu da çocuk için çok önemlidir çünkü, çocuk bu tutumla birlikte kendilik algısını ve dünyaya karşı nasıl bir bakış açısına sahip olacağını öğrenir. Ancak, anne ve babalar her zaman çocuklarına yönelik sağlıklı tutumlar sergileyememektedirler. Ebeveynlerin geçmiş ya da güncel problemleri çocuklarına karşı sağlıksız bir tutum sergilemelerine sebep olmaktadır ve bu yanlış tutum çocuğu örselemekte ya da istismara uğratmaktadır. Bakım verenin ya da ebeveynlerin fiziksel, sosyal, cinsel, psikolojik açıdan çocuğa zarar verecek tüm davranışları; toplum tarafından kabul edilen genel kural ve normların dışında çocuğa yöneltilen her hareket ya da eylemsizlik çocuk ihmal ve istismarını kapsamaktadır. Çocuk, istismara %95 olasılıkla ebeveynleri tarafından maruz bırakılmaktadır.

Babanın çocuk yetiştirme tutumu

Babanın çocuk yetiştirme tutumunun da anne tutumu kadar önemli olduğu ifade edilmektedir. Ancak, çocuk bakımı ve yetiştirilmesi Türk toplumunda annenin sorumluluğu olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple de anne, babaya göre çocukla daha fazla zaman geçirir ve daha çok iletişimde bulunur. Annenin kendi çocukluk yaşantısında sahip olduğu anne, baba, sosyo-demografik özellikler ve yetiştirildiği ebeveyn tutumu gibi faktörlerin kendi çocuğunu yetiştirirken geliştireceği çocuk yetiştirme tutumu üzerine Türkiye’de çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Çocuklarını yetiştirirken ihmal ve istismar eden ebeveynlerin ortak özellikleri incelendiğinde, bu ebeveynlerin kendi çocukluk dönemlerinde istismara, şiddete maruz kaldıkları, ailede yaşanılan şiddete tanık oldukları, genellikle sosyoekonomik düzeylerinin düşük olduğu, erken yaş evliliği yaptıkları ve çocuk yetiştirme ve sorumluluk alma konusunda yeterli olmadıkları belirtilmektedir. Diğer yandan, annelerin travmatik yaşantılarının etkilerinin devam etme düzeyleri, çocukluk çağı travmasına maruz kaldıktan sonra çevreden gelen tutum, travmatik durumun yaşanma sıklığı, üzerinden geçen zaman ve annelerin bu travmatik durum yaşandığında çözüm üretecek zihinsel erişkinliğe sahip olup olmadıkları ile ilişkilidir.

Bireylerin çocukluğunda maruz kaldıkları ruhsal travmaları hayat boyu psikolojik, sosyal ve fiziki olarak ağır etkilere sebep olmaktadır. Kişiler olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında, bazıları bu durumlar karşısında dayanıklı olabilirken, bazıları pes edebilir ya da dayanaklılık gösteremezler.

Psikolojik sağlamlık, yaşanılan travmatik olaylara rağmen kişinin pozitif yönde uyumlandığı etkin bir süreç olarak ifade edilmektedir. Gizir ‘ e göre psikolojik sağlamlık Türkiye’de ve dünyada zamanla gelişen ve önemi artan, bireyin çocukluk ve gençlik döneminde stresli yaşam olayları ve riske göre araştırılmaya başlanan bir olgudur. Psikolojik sağlamlık/yılmazlık kişinin yaşadığı ruhsal zorlanmalarla baş edebilme hali ve maruz kaldığı olumsuz deneyimlerin etkilerinden kurtulma ya da iyileşmesi durumu ile ilgilenen kavrama denir. Bireysel, çevresel ve ailesel koşullar olumlu ise bireyin psikolojik sağlamlığı yüksek, olumsuz ise de bireyin psikolojik sağlamlığı az veya yok denecek düzeydedir.

Yurt dışı ve yurt içinde yapılan çalışmalar

Yurt dışı ve yurt içinde yapılan çalışmalarda çocukluk çağı travması ve çocuk yetiştirme tutumu arasındaki ilişki ya da çocukluk çağı travması ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki araştırılmış ancak bu üç kavramın ilişkilerine bir arada bakılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırma ile 3-6 yaş arası çocuk sahibi olan annelerin çocukluk çağı travmaları, çocuk yetiştirme tutumları ve psikolojik sağlamlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesinin alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Diğer yandan çocukluk çağı travma öyküsü olan veya olmayan bireylerin çocuk yetiştirme tutumları ve psikolojik sağlamlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi hem kendileri hem de yetiştirdikleri çocukları için önleyici, koruyucu ve tedavi edici psikolojik tedbirler alınması yönünden faydalı olabilir.

Damla SOYLU | Psikolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.