Aile

Çocuklar Üzerinde Ailenin Rolü

Çocuklar Üzerinde Ailenin Rolü | Bireylerin duygusal ve ruhsal gelişiminde ailenin temel bir rolü vardır. Bireylerin aileden başlıca beklentisi dayanışma, anlayış, yardım ve sıcaklıktır.

Aile hâlâ tüm insan toplumlarının temelidir. Yapısı ve işlevlerindeki değişikliklere karşın, üyelerinin gelişmesi  ve yaşamlarını sürdürmesi için onlara destek olma biçiminde özetlenebilecek ana rolü değişmemiştir. Ama ailenin işlevini yerine getiremediği durumlarda bu temel görev de gerçekleştirilemez.

Bu işlev bozukluklarının nedenlerini anlamak için her şeyden önce aile üyelerini ve dış dünyayla ilişkilerini incelemek gerekir. Bununla bağlantılı olarak üç aile tipi ayırt edilebilir: Kapalı aile, açık aile ve düzensiz aile.

Çocuklar Üzerinde Ailenin Rolü

Kapalı ailelerde aileyi oluşturan üyelerin rolü kesin biçimde belirlenip kabul edilmiştir. Düzen ve disiplin güçlü bir güven duygusu sağlar. Dış dünyayla ilişkiler, istenmeyen dış olaylarda ailenin çıkarını ve yakınlığını koruma kaygısıyla düzenlenip süzgeçten geçirilmiştir.

Açık ailede birlikte yaşayan kişiler arasında engeller ve zorlamalar yoktur,dış dünya ile ilişkiler sürekli, gönüllü ve kabul edilmiştir. Ailenin enerjisi, sürekli ortak çıkar hedefinin yanı sıra ayrı ayrı her üyenin kendini geliştirmesine yöneliktir.

Düzensiz ailede her bireyin özgürlüğü isteğine bağlıdır; rol duygusunun bulunmayışı ve bireysel çıkarın egemenliği, aileyi ruhsal alanda ve uygulamada bir kargaşa ve belirsizlik durumuna sürükler.

Ailenin işlevlerini yerine getirebilmesi için her bireyin rolünün olabildiğince belirgin ve açık biçimde tanımlanmış, ayrıca öteki bireylerin beklentileri desteklenmelidir. Ayrıca çatışma ve engellenmelerin önünü almak için her üyenin ötekilerin gereksinimleriyle sürekli ilgilenmesi gerekir. Son olarak her üye ve bir bütün olarak aile, yaşamın değişen gerçeklerini göz önüne almalıdır.

Genel Kuramlar Yoktur

Bir ailenin üyeleri arasında ruhsal duygusal ilişkilerin nasıl yürüdüğünü derinlemesine açıklayan, ailenin işleyişini bozacak acil durumlara zamanında müdahaleyi sağlayarak, davranışların önceden ayarlanabilmesine olanak tanıyan kuramlar yoktur.Yalnızca başlangıç dönemindeki bir aile bunalımını tanımaya ya da olumsuz  etkenlerden korumaya yardımcı olacak ampirik verilerden söz edilebilir.

Her şeyden önce, aileyi değişik üyelerin gereksinimleriyle isteklerinin sürekli biçimde bağdaşmak durumunda olduğu bir sistem olarak ele alırsak,onu oluşturan bireylerin sayısı belirleyici olur: Gerçekten de kalabalık ailelerde çatışma daha fazladır. Ama iyi dengelenmiş bir aile, genellikle üye sayısı ne kadar fazlaysa her bir üyeye kanat germe görevini de o kadar iyi gerçekleştirir.

Ama aile iyi işlev görmediği zaman bazı özgül bozukluklarda üye sayısının da payı vardır: Bu tür bozuklukların en yaygın olanlarından biri, baskın figürün (genellikle baba) otoriterliği aracılığıyla kendini gösterir. Genellikle fiziksel cezayla birlikte otoriterlik, aile üyelerinin gelişimi ve duygusal dışavurumu karşısında önemli bir engele dönüşebilir. Bu durumda aile yaşamina sürekli bir gerilim egemen olur.

Çocuklarda İstikrarsızlık Etkenleri

Aile içi duygusal ilişkilerin istikrarsızlığında payı olan etkenler tek tek sayılamayacak kadar çok ve derinlemesine incelenemeyecek kadar da karmaşıktır.Ama en çok rastlanan ve önem taşıyan bazılarını ele almakta yarar vardır.En önemli bunalım etkenlerinden biri eşler arasındaki anlaşmazlıklardır.Bunlar, aile üyelerinin duygusal potansiyellerini özgürce ifade etmelerini, ailenin iç çelişkilerini ve denge bozucu dış baskıları göğüslemek için gereken kaynakların harekete geçirilmesini engeller.

Ailede istikrarsızlığa yol açan öteki etkenler arasında alkol ve uyuşturucu kullanımı, işyerindeki gerginlikler ve mesleki vb nedenlerle anne babadan birinin (genellikle babanın) evden uzun süre uzak kalması sayılabilir.Bir ailenin dengesini korumasına yardımcı olacak genel öneriler yoktur.Birçok durum birbirine benzese de, her  deneyim kendi başına ele alınacak bir olgudur.

Bununla birlikte günlük yaşamin gerilimlerini daha iyi göğüslemeyi ve doyurucu duygusal ilişkiler sürdürmeyi başarabilen ailelerin ayırt edici özelliklerini vurgulamak yararlı olabilir. Bu ailelerde her sorun tüm üyeler tarafından dayanışma ve işbirliği içinde göğüslenir; gerçeklerden kopmaksızın yaşamın maddi olmayan değerleri yüceltilir; sıklıkla karı ve koca evin iyi yürümesi için görevleri paylaşırlar.

Ailede değişen roller ve Türkiye’deki durum

Günümüzde yeni aile yapısı eskiye oranla çok daha esnek bir görünüm kazanmış, çağdaş ailede kadin ve erkeğin rolü önemli değişikliklere uğramıştır. Türkiye’de de aile içi ilişkilerde benzer değişimler görülmekle birlikte Batı ile karşılaştırıldığında bazi geleneksel özelliklerin güçlerini koruduğu söylenebilir. Bu farklılık özellikle anne baba ile çocuk arasındaki bağımlılık ilişkisinde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de çocuktan en çok istenen özellik “ana babanın sözünü dinlemesi’dir.

Yapılan bir araştirmaya göre, bunu annelerin yüzde 59’u, babaların da yüzde 61’i öncelikle istemektedir. Çocuğun Öncelikle “bağımsız olması ve kendine güvenmesi” ana babaların yalnızca yüzde 18,5 oranında aradığı bir özelliktir. Bu verilerden yola çıkarak Türk ailesinin bireyselliği değil, aileye bağlılığı temel alan geleneksel değerleri koruduğu söylenebilir.

ABD ve Avrupa’da ise çocuğun aileye bağlı kalmasını isteyen ana baba oranı yüzde 7-8 dolayındadır. Bunun bir nedeni  Türkiye’de sosyal güvencenin tam gelişmemesi sonucu anne babalarin çocuklarını yaşlılıklarının bir güvencesi olarak görmeleridir. Gene aynı nedenle erkek çocuğun yeğlenme oranı yüzde 84’ü aşmaktadır.Aile içi ilişkilerde kadın ve erkeğin konumunu ortaya çıkarmaya yönelik araştırmalarda erkeğin ev işlerine gittikçe daha çok katıldığı görülmektedir. Hastalık ve kadının çalışması durumunda bu yardım daha da artmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir