Psikoloji

DİL

DİL

Çocuğun sözcükleri kullanmayı öğrenmesi ve buna bağlı  olarak yaratıcı bir zekânın gelişimi için, annenin ya da çocuğa bakan kişinin onun ilk seslerine anlam vermesi, bunların sözcük olarak taşıdıkları anlamları öğretmesi gerekir.

SÖZCÜKLERİN  KÖKENİ

Yaşamın ilk aylarında anneyle ve dış dünyayla iletişim, hiç sözcük olmadan yalnızca fiziksel temas, bakış ve gülümsemeyle sağlanır. Ama bir yaşına doğru çocuk, çıkardığı seslere anlam kazandırmayı öğrenmeye başlar. Böylelikle çocuğun dünyası yeni sesler, mimikler,vücut hareketleri ve anlamlarla genişleyip zenginleşir.Ba-ba, ma-ma, henüz çocuk için belirli bir kişiyi ya da nesneyi ifade eden sözcükler değildir. Çocuk, ünlü harfin yanına farklı ünsüzleri getirerek, çıkardığı sesleri dinleyerek, annenin ya da bir başka kişinin verdiği yanıtları izleyerek eğlenmektedir.

Anne babanın “hayır” yanıtı, çocuğun dil gelişimi ve ilişki kurma biçimlerinde önemli bir anı vurgular. Gerçekten çocuk, neyi yapıp neyi yapmayacağini yetişkinden öğrenir. Önce iki basit heceden oluşan sözcükleri taklit etmeye başlar. Gitgide bu sesler gerçek sözcüklere daha çok yaklaşır.

ANLAM KAZANDIRMA

Zamanla sözcük özgül bir anlam kazanmaya başlar. Nesnenin birliğini ve niteliğini belirtmeye ulaştığı zaman, bir simge haline gelmiştir.Bir sözcüğün pek çok şeyi anlatmak için kullanıldığı ilk dönem, “sözcüğün yaygın kullanılma evresi” olarak nitelendirilir. Örneğin “mama” sözcüğü, ilk önce biberondaki sütü belirtmek için kullanılır. Daha sonraları aynı biçim ve kapsamdaki her şey “mama” olarak tanimlanır. Bir başka deyişle mama sözcüğü, tüm benzer nesneleri kapsayacak biçimde genellenmiştir.Çocuğun yaygın anlamda kullandığı tek sözcük, yalnızca anne tarafından anlaşılabilir: Çocuğun yalnızca “anne” demesi bir yardım çağrısı, bir keşfi annesiyle paylaşma isteği ya da bir sevgi ifadesi olabilir. Genellikle anne, tümcenin çocuk tarafından tam söylendiğini kabul eder ve tümceyi yeniden düzenleyerek çocuğu yanıtlar: “Ali susamış”,”Ali’nin uykusu varmış”, “Ali arabasını istiyormuş”. İşte bu, dilin öğretilmesindeki karmaşık süreçtir.Yavaş yavaş, ama gittikçe ilerleyen bir biçimde çocuğun söz dağarcığı zenginleşir, genişler ve sözcük, basitliğine karşın hep daha fazla iletişim özelliği kazanır.”Ben, benim” sözcükleri kişiliğin ilk vurgulanmaları olarak gelişir. Artık çocuğun soru sorma ve her nesneyi keşfetme (tanıma) zamanıdır. Her şeyin ayrı  ayrı adını öğrenmesi gerekecektir. Nesnelere ad verebilmek, çocuğa yeni bir güç kazandırır. Bu güç, ona hareketler yerine sözcükler aracılığıyla dünyayı tanima olanağını sağlayacaktır. Böylece dünyasını içselleştirebilecek, düş kurabilecek, akıl yürütmeye başlayacaktır. Bu yeni zihinsel becerilerin kazanılması, çocuğun gelişiminde önemli bir aşamadır.

Çocukta, son derece düzenli bir ardışık lik içerisindeki dil gelişimini gözlemlemek yetişkinler açısından olağanüstü bir deneyimdir.Olağan dil gelişimi için ilgili beyin yapılarının, işitme ve ses organlarının sağlıklı olması gerekir.Dilin yapılanması, konuşma öncesi (prelinguistik) dönemden konuşma dönemine (linguistik dönem) değin çeşitli evrelerden geçer.

  • Sözel öncesi (preverbal) dönem Genellikle yaşamın ilk on ayını kapsar.Çocuğun çıkardığı ilk sesler bile annesi ve dış çevre ile ilk iletişim girişimidir.Dört-beş aya doğru çocukta solunum denetimi geliştikçe, ilk cıvıltılar çıkmaya başlar.
  • Yineleme (ekolali) dönemi Altisekiz ay dolaylarında bebek, başkasıyla ilk uyumlu diyaloğunu gerçekleştirir.Kendine söylenen hece ve sesleri bir yankı gibi geri gönderir.
  • Bebek konuşması dönemi – Yaşına gelen çocuk, yavaş yavaş ilk basit sözcükleri söylemeyi öğrenir. Birkaç ay sonra sözcük ve tümceleri tamamlamaya başlar. Ama dil, henüz tam anlamıyla hareketin yerini almamıştır.
  • Konuşma dönemi – Doğrudan doğruya bir deneyim ve tanıma aracı olarak 1 dil, üç-beş yaşları arasında gelişir. Ama bilinçli kullanılan bir iletişim ve düşünce aracı haline gelmesi için daha çok zaman gereklidir.

 

KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Konuşma bozuklukları ya da anomalileri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

  • Ses organlarının sinirsel uyarı ya da ileti eksikliği sonucunda ortaya çıkan hareket bozukluğuna bağlı olarak gelişen telaffuz bozuklukları.İşitme bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan konuşma bozuklukları.
  • Üst sinir merkezlerinden kaynaklanan konuşma bozuklukları.
  • Ruhsal-duygusal nedenlere dayanan konuşma bozuklukları.

 

BASİT KONUŞMA GERİLİGİ

Ancak uzman tanısıyla ortaya çıkabilen ve sık görülen bir durumdur. Zekâ geriliği, işitme sorunu ya da ruhsal yapısında herhangi bir bozukluğu olmayan çocukta da konuşma bozukluğu görülebilir. Çocuk, hâlâ bebek gibi konuşmaktadır. Sözcük-tümce tamamlayamaz, dilbilgisi hataları yapar, fiil ve sıfatları yanlış kullanır. Genellikle algılama düzeyi iyi ya da yeterli sayılabilir; zekâsı normaldir.

Bu durum, aşağıdaki etkenlere bağlı olarak gelişebilir:

Beynin olgunlaşmamış olması;

  • konuşma uyarılarının nitelik ya da nicelik açısından yetersiz olması;
  • ruhsal-duygusal sorunlar (ruhsal çöküntüye yatkın anne baba vb).
  • Tedavi Konuşma geriliğine yol açan etkeni ortadan kaldırmak için zaman yitirmeden girişimde bulunmak gerekir.Ses çıkarma eğitimi ve anne baba çocuk çiftine psikoterapi uygulanması önerilir.

KEKEMELIK

Kendi başına bir konuşma bozukluğu olduğu söylenemez. Konuşmanın ritmiyle melodisini bozan duraklamalar ve yinelemelerle tanımlanır; ses hareketlerinin eşgüdümünde bir bozukluk  söz konusudur.Genellikle altı-on yaşları arasındaki dönemde ve daha çok erkek çocuklarda görülür. Kekeleyen çocuğun zekâ düzeyi genellikle normaldir. Aileden gelme bir yatkınlık olduğuna inanılsa da, kekemeliğin başlı başına kalıtsal bir bozukluk olduğu söylenemez. Kronik (kaslarda birbirini izleyen istemdışı kasılma ve gevşeme), ya da tonik (kaslarda istemdışı sürekli kasılma) tipte olabileceği gibi iki biçim bir arada da bulunabilir. Yüz kasılmaları, tikler, yüzde,elde ve alt eklemlerde stereotipik (sürekli hep aynı tipte) hareketler çoğu kez kekemelik tablosuna eşlik eder. Bunun yanında yüz kızarması, huzursuzluk,terleme gibi az ya da çok şiddetli heyecan tepkileri görülür.Kekemeliği açıklamak için çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür. Baskin beyin yarıküresinin işlevsel yetersizliği ile bu bölgede görülen küçük lezyonlar bunlardan bazılarıdır. Birçok uzman da kekemeliği duygusal bir rahatsızlığın ifadesi olarak görmektedir. Kaygi (anksiyete), düşmanca saldırgan tepkilere dönüşen edilgenlik ve boyun eğme, kekemeliğin duygusal etkenleridir. Bu etkenler kelimelerin akıcı bir biçimde söylenmesini engelleyerek kekemeliğe yol açar.Daha erken yaşlarda (üç-beş yaşlarinda) görülen kekemelik, genellikle geçicidir ve herhangi bir anlam taşimaz. Çocukla alay etmekten ya da gereksiz yere düzeltmelerde bulunmaktan kaçınılmalıdır. Uygun bir eğitimle sorun çözülebilir. Kekemelik      beş yedi yaşlarından sonra hâlâ sürüyorsa ya da belirgin bir biçimde aniden ortaya çıkmışsa, psikolojik destekle birlikte sesçıkarma eğitimine başlanması gereklidir.

KONUŞMAKTAN VAZGEÇEN ÇOCUK

Aniden gelişen bir sıkıntı, heyecansal duygusal bir travma, bir şok, anne ya da babaya karşı geliştirilen tepki gibi durumlar, çocuğun konuşmayı bırakmasına neden olabilir. Mutizm (konuşamama) genel ya da seçici olabilir; ikinci durumda çocuk,yalnızca bazı kişilerle iletişim kurar.Tabloya çoğu kez hareket ketlenmesi, ters davranma, iştahsızlık ve yatağını islatma eşlik eder. Bu olay, bazen birkaç yıl sürebilir. Tedavi – En uygun tedavi, psikoterapidir. Bazen çocuğun bir süre aile ortamindan uzaklaştırılması  yararlı olabilir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı