İlişkilerde Hangi Sorunlar Çözülür Hangileri Çözülmez?

Hayatımıza birisi girdiği zaman bir ilişkiye başladığımız zaman genelde işin hep biz janjanlı tarafını görürüz. Böyle romantik tarafını güzel tarafını ama bir ilişki inşaa edilirken arka tarafta işin perde arkasında genelde çatışmalar, kavgalar, tartışmalar sıklıkla olur.

Olmayan ilişkilerde de zaten başka türlü problemler vardır.

Hangi tartışma sebepleri, hangi problemler çözülür

İlişkilerde hangi problemler bir kronik soruna ya da ilişkiyi içten içe çürütecek ve ileride öldürecek sorunlara dönüşür yani hangi problemler çözülür hangi problemler çözülmez bundan bahsetmek istiyorum.

İlişkilerde yaşanan sorunları üç kategoriye ayırabilirim.

Bunlardan ilki senkronizasyon problemleri

İkincisi kriz problemleri

Üçüncüsü kişilik problemleri

Şimdi sırayla hepsini anlatacağım ve hangisinin çözülemez olduğundan bahsedeceğim.

İlk problem türü problemlerin türü aslında senkronizasyon problemleri.

Dünyanın belki Türkiye’nin bambaşka yerlerinde doğmuş, büyümüş farklı ailelerde farklı inançlarda o kültürü edinmiş iki insandan bahsediyoruz:

Bu insan beraber bir ilişki yürütmek için gerek sevgililik olsun gerek evlilik olsun bir yola çıkıyor.

Bu yola çıktığı zaman, bu iki insan beraber karar almak zorunda bu aynı evde yaşamayı becermek bi şekilde çocuk büyütebilmek bütçe yönetebilmek nereye gidileceğine karar vermek gibi onlarca yüzlerce kararda belli bir ortak noktayı sağlayabilme becerisini edinmesini gerekiyor.

Bu dışarıdan göründüğü gibi kolay olmuyor insanlar bu senkronizasyona uyumu sağlayana kadar kıra döke birbirlerine belki ciddi sıkıntılar çıkara çıkara alışıyorlar. Belli bir uyum noktasına getiriyorlar.

Örneğin, para nasıl harcanılacak bayramda ilk kimin ailesine gidilecek, tatilde nereye gideceğiz,

talile gidecek miyiz gitmeyecek miyiz. İnsanlar kendilerine zaman ayırabilecek mi ayıramayacak mı böyle şeylerde insanlar problemler yaşıyor.

Fakat senkronizasyon problemlerini şöyle kısıtlandırabiliriz. Genelde iki üç yıl içinde bitmesini bekliyoruz. Çünkü eğer belli bir noktada uyum sağlayabiliyorlarsa sonrasında ortak bir konsensus oluşuyor ve insanlar sınırını çiziyorlar. Birbirlerine ve birbirlerine alışıyorlar o noktadan sonra o büyük krizler ortaya çıkmamaya başlıyor.

Beşinci senede çok fazla senkronizasyon problemine rastlamayız.

Gelelim kriz problemlerine ilişki içindeki taraflardan birisinin o süreç içerisinde başına gelen olumsuz bir olay neticesinde ilişkiye yansıttığı problemli davranışlar diyebiliriz biz bunlara.

Nedir peki bunlar, o anda eşlerden birisinin başına bir iş gelmiş annesini babasını kaybetmiş olabilir, anne olmuş olabilir, baba olmuş olabilir. İşte ciddi sorunlar yaşıyor olabilir, iflas etmiş olabilir mobbinge uğruyor olabilir. Bu tür sorunlar neticesinde normalde çok ilgili olan bir kadın anne olduğu için eskisi gibi eşiyle ilgilenemiyorsa ya da birazcık eşinden uzak kalmışsa ya da işte ciddi sorunlar yaşadığı için bir erkek eşine birazcık daha sabırsız ve toleransı düşük şekilde davranıyorsa bu tür sorunlar kriz sorunlarıdır.

Ne olacak peki bu kriz sorunları.

Ortada o probleme neden olan arka plan yaşantısı ortadan kalktığı zaman eğer ki insanlar birbirini yeterince seviyorlarsa ve emek verme taraftarıysa ortada çıkan o hasarı güzel bir şekilde onarabiliyorlar yani krize neden olan durum ortadan kalktığı zaman bu tür problemler ortadan kalkabiliyor.

Son olarak bahsetmek istediğim problem türü de kişilik problemleri.

Kişilik problemleri ilk başta evliliğin ya da ilişkinin en başında senkronizasyon problemlerine çok benziyor. Hayatta beraber karar almaya çalışırken o çıkan sorunları ayırt etmek çok mümkün değil ne zaman ki zaman ilerliyor ve normalde senkronizasyon problemlerinin azalmasını beklerken kişilik problemleri artarak devam ediyor.

Bir konu hakkındaki anlaşmazlık sadece konuyla alakalıysa taraflar bunun bir süre sonra halledebiliyorlar.

Fakat bakıyoruz ki kişilik problemi ise görünürde incir çekirdeğini doldurmayacak minicik problemler kocaman problemlere sebep olabiliyor diyelim ki kadın ya da erkek biraz ailesine yardım edecek bir tane örnek vermek istiyorum.

Erkek çok güzel para kazanıyor diyelim ki bugünün parasıyla on bin lira para kazanıyor oranlar gerçek ama rakamlar değil ama on bin liranın bin lirasını babasının bir ameliyatı için ayırıyor ve hastane masrafları için babasına destek oluyor yani maaşının sadece o ayki maaşının yüzde onunu babasına vermiş oluyor.

Normalde öyle ailesine çok yardım eden birisi değil, babasına o ay için veriyor bu parayı ama eş öyle bir problem çıkartıyor ki sen nasıl para verirsin sen nasıl bizim bütçemizden verirsin çocuklarımızın rızkından verirsin aslında o yüzde onluk para ne insanların geçimini ne çocukların rızkını ne de hayatta yaşadıkları problemleri etkileyen bir süreç.

Buradaki problem aslında kişilik problemi yani o kişi verse de vermese de belki bambaşka bir konudan dolayı bu kişilik problemi yaşayan taraf ortaya bambaşka bir problem çıkartacak ve sonrasında karşı taraf mantıklı o bin lirayı veren taraf ama o benim babam o beni okuttu o bana şöyle yaptı böyle yaptı dese elinden geldiğince bütün mantıklı izahatleri sunsa da, karşı tarafa karşı taraf olaya mantık ekseninde bakmadığı için bu şekilde ikna olmayacak.

Onun o içindeki öfkesini dindirmek mümkün olmayacak yani senkronizasyon problemleri zamanla azalır ve gerçek olaylara gerçek problemlere dayanırken kişilik problemleri zamanla azalmaz ve zaman geçtikçe artarak devam eder ve görünüş de hiç anlam veremediğimiz çok saçma gelen olaylar kocaman problemlere dayanabilir sebep olabilir.

O yüzden ayırt etmek burada çok önemli kişilik problemleri dediğim gibi kolayca geçmiyor ve düzelmesi çok da kolay olmuyor.

Peki eğer ilişki içinde kişilik problemi yaşıyorsa taraflardan birisi bunun için bir çözüm yöntemi yok mu evet terapi bazen işe yarayabiliyor ama karşı tarafın kişiliği ciddi anlamda problemli ise zarar verici ise ve çözüme yanaşmıyor ise ve işte o zaman değişim pek mümkün olmuyor.

Burada şunu da söylemek istiyorum değişim dediğimiz şey nasıl olur bir insan kendisini nasıl değiştirir ilk başta kendisinin hatalı olduğunu kabullenmesi gerekiyor.

Fakat,  bir insan narsisttik ise bir insan psikopat ise karşı tarafı aşağılıyor ise hor görüyor ise küçümsüyorsa hatta dövüyorsa şiddet uyguluyorsa genelde kendinin hatalı olduğunu düşünmez der ki, “karşı taraf hatalı ben onu düzeltmeye çalışıyorum onun hatalarını kapatmaya çalışıyorum ben o yüzden böyleyim eğer sen şöyle olsan böyle olsan şunu yapsan ben hiç bir şey yapmayacağım” der.

Sonuçta her halükarda seni suçlamış olur. İşte böyle olunca insan değişmiyor o değişememenin bu problemlerin ilişkiyi çürütmesinin sebebi, kişi deseydi ki narsistik olan bir taraf “evet ben çok bencil düşünüyorum seni değiştirmeye çalışıyorum senin hakkına hiç saygı göstermiyorum” deseydi, orada bir değişim mümkün olabilirdi.

Fakat kişi kendisini hatalı görmüyor ki, hatalı görmeyen insan terapiye bile geldiği zaman şöyle diyor “hadi seni kırmayayım diye geldim yoksa ben hayatta buraya gelmezdim”

Orada ne konuşulursa konuşulsun kişi zaten en temelde, kendisini kapatmış olarak geliyor.

Narsistik bir özellik varsa küçümseme, aşağılama, hor görme varsa psikopatça yaklaşımlar varsa, dövme varsa, şiddet varsa bunlar uzun zamandır var ve geçmiyorsa işte ortadaki problem hiç geçmeye bilir.

Bunu göze almanı şiddetle öneririm.

Peki sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun düşüncelerini yaşantılarını bizimle yorumlar kısmında

paylaşabilirsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu