Psikoloji

Kişilik Hakkında Detaylı Bir Araştırma

Kişilik | Bir insanın kişiliği, bir yandan yapısal ve genetik etmenlerin, bir yandan da yaşam sürecinde edinilen sosyal, kültürel ve eğitimsel deneyimlerin ürünüdür.

Dinamik bir süreç içinde birbirleriyle etkileşim halindeki bütün bu öğeler sürekli değişip gelişir.

Kişilik ten söz ederken çoğu kez, psişik enerji, kendine güven, dışa dönüklük gibi kavramlarda bazı karışıklıklar ortaya çıkar. Saygı uyandırmayı bilen, kararlı kişilerden söz ederken “kişilikli” denir. Ama buradaki “kişilik” psikolojik terminolojide kullanılan “kişilikle” herhangi bir ilişkisi yoktur.

Psikolojik terminolojide “kişilik” sözcüğüyle anlatılmak istenen bireyin var olma ve tepkide bulunma, dış dünyayı algılama, kendi duygularını ifade etme, dünya ile olan ilişkisi içinde kendi değerini ve anlamını kavrama, kendi kendini bir amaca yönlendirme biçimidir.

Kişiliği Oluşturan Nitelikler

Kendimizi anne babamız ya da bir arkadaşımızla karşılaştırırsak, onlardan daha az ya da daha çok iyimser, kötümser, güvenilir, egoist, çekingen, düşüncesiz ya da akılcı olduğumuzu fark ederiz. İşte bütün bu nitelikler, kişiliğimizin birer görünümüdür. Her birimizde çok ya da az miktarda bulunan bu nitelikler, bizi başkalarından farklı kılmaktadır.

Neden insanlar birbirlerinden farklıdır? Her birimiz fiziksel ve biyolojik niteliklerimizi kalıtım yoluyla kendi anne babalarımızdan alırız. Bu nitelikler, daha sonra çevresinde tüm kişiliğimizin yapılanacağı ilk çekirdeği oluştururlar. Yeni doğmuş bebekleri incelersek, çok küçük olmalarına karşın, dünyaya birbirlerinden çok farklı tepkiler gösterdiklerini izleyebiliriz. Örneğin bazı bebekler son derece sakin ve usluyken, bazıları çok hareketli ve huysuzdur; ikinci gruba giren bebekler çevrelerinde olup biteni anlamak istermiş gibi davranırlar.

Çok küçük çocuklardaki öteki bazı özellikler gibi bu davranışlar da anne babalardan, hatta bazen kuşaktan kuşağa aktarılan kalıtımsal niteliklere bağlıdır. Doğumdan başlayarak görülen niteliklerden biri heyecanlar karşısında tepki gösterme biçimi, yani mizaçtır.

Ünlü Yunan hekim Hippokrates’in tıp bilimini uzun süre etkileyecek yaradılış ( huy ) kuramını ileri süren ilk kişi olduğu bilinmektedir. Kişileri mizaçlarına göre sınıflandıran Hippokrates, her biri özel bir vücut salgısıyla belirlenen dört temel grup ayırt etmiştir. Ona göre kanlı mizaçdaki bir kimse fiziksel olarak sağlam ve sağlıklı, sosyal yönü kuvvetli, etkin, önemli sorunlar yaratmayan, heyecan ve harekete gereksinimi olan, arkadaşlık yapılması kolay “iyi huylu” biridir.

Buna karşılık melankolik ya da sinirli mizaçtaki biri çevresiyle ilişki kuramayan, heyecanlı, içine kapalı, kötümser ve gururludur. Bu tip insanlar fiziksel olarak zayıf, ince, ruhsal açıdan ise son derece karamsar ve sorunları nedeniyle içine kapanmış kişilerdir. Huysuz ya da hiddetli mizaç ise, saldırgan ve geçimsiz kişileri ifade eder.

Hiddetli kişi, fiziksel olarak çok zayıf ve kuru bir görünüşe sahiptir; ruhsal açıdan ise sorunlarıyla mücadelede son derece saldırgan, aşırı hareketli, acılara karşı çok dayanıklı ve isteklidir.

Dördüncü gruba görünüşte sakin ve kendine hâkim, ama gerçekte duygusal ve hassas olan soğukkanlı kişiler girer. Bunlar fiziksel olarak toplu, hatta aşırı şişman kişilerdir. Hareketleri yavaştır ve acıya dayanıksızdırlar.

Kuşkusuz, çevremizde bütün bu “tipler”e “saf” halleriyle rastlamak olanaksızdır. Yalnızca insanlarda bu mizaçlardan biri ya da ötekinin daha baskın olduğu söylenebilir.

Hormonlar ve Ruhsal Yapı | Kişilik

Yakın zamanlarda, iç salgıbezlerinden bazı özel maddelerin salgılandığı bulundu. Hormon adı verilen bu maddeler birçok organın işlevlerini etkiler ve düzenler.

Örneğin tiroit, hipofiz, böbreküstü bezleri ve cinsiyet bezleri birer iç salgıbezidir. Bizim için ilginç olan, bu bezlerin salgıladıkları hormonların, kişinin yalnızca fiziksel değil, ruhsal yapısını da etkilemesidir. Tiroit bezinin zekâyı etkilediği bilinmektedir. Böbrek üstü bezleri, saldırganlık ve tepkiselliği düzenleyen adrenalin hormonunu salgılar. Cinsiyet bezleri ise, cinsel dürtüleri harekete geçirir. Bütün bunların ışığında, kişiliğin salgı bezlerinin işlevlerinden de etkilendiğini söyleyebiliriz.

Kişiliğin değerlendirilmesinde kullanılan psikolojik testler, az ya da çok belirgin özellikleri ortaya çıkarmada yararlı ipuçları sağlar. Bu testler, tanı aracı olmayıp, gerçek ve tam bir tedaviye başlamak için yardımcı birer araç niteliğindedir.

Çevre Kişiliği Belirler mi ?

Kalıtımsal, hormonal vb etmenlerin, kişiliği kısmen etkiledikleri kesin olarak bilinmektedir. Bununla birlikte çevre ve başkalarıyla kurulan ilişkilerin, kişiliğin oluşumunda çok daha büyük etkisi vardır.

Aynı anne ve babadan doğmuş iki kardeşi düşünelim. Bu iki çocuk aşağı yukarı aynı kalıtımsal özellikleri taşımalarına karşın farklı yetiştirilmeleri nedeniyle farklı kişilik lere sahiptir. Bunun nedeni anne babanın çocuklara yaklaşımlarındaki farklılıktır. Çocukları olan kişilerin çok iyi bildiği gibi anne babalar, ilk çocuklarına çok daha büyük beklentilerle yaklaşırlar.

Anne baba olma “görevi”ni ilk kez yerine getirmeleri nedeniyle çok kaygılı ve deneyimsizdirler. Çocuğa da hissettirilen bu beklentiler, güvensizlikler ve kaygılar, onun kişiliğinin oluşumunda büyük rol oynayacaktır. Buna karşılık daha sonra dünyaya gelen çocuklarda kaygılar azalmış, deneyim kazanılmıştır. Sanki çocuk daha kolay büyüyor gibidir. Oysa gerçek olan, yaptıkları görevin bilincine varmış, kendine güvenleri artmış anne babanın, bu güveni çocuğa da yansıtmaları ve böylece yaşamı çocuk için de daha kolay hale getirmeleridir. İşte bundan dolayı ikinci çocuklar, genellikle daha sosyal, daha doğal olurlar. Bir başka deyişle kişilik leri farklı bir aile atmosferini yansıtır.

Psikanaliz öğretisine göre çocuğun yaşamının ilk yılları, kişiliğinin oluşumunda temel önem taşır. Bu, çok doğrudur. Sakin, sevgi dolu, ama sıkıcı olmayan, kendini çevreleyen dünyayı keşfetmekte özgür bırakılmış bir çevrede büyüyen çocuğun, kendine güvenen, çevresine güven veren, etkin, iyimser bir yetişkin olma olasılığı çok yüksektir.

Buna karşılık hükmedici ve egoist bir biçimde davranılan ya da az sevilen, kendi kendine yapmak istediği girişimlerinde engellenen bir çocuğu düşünelim. Bu çocuk, gelecekte sağlıklı ve yapıcı ilişkiler kurabilmesi, kendine güvenmesi ve başkalarına karşı açık davranması için zorunlu olan güven ve inancı kazanamaz. Freud’a göre çocukluk çağı, gelecekteki yetişkin yaşamıyla büyük bir çatışmanın yaşandığı dönemdir.

Ama kişiliğin, yalnızca çevrenin etkisiyle biçimlendiğini düşünmek son derece yanlıştır. Aynı biçimde herkesin belirli bir kişilik le dünyaya geldiği inancına kapılmak da hatalıdır.

Kişiliğin oluşmasındaki gerçek, sanıldığından çok daha karmaşıktır. Kişiliği bütün yaşam süresine dağılmış, çok sayıda etmen belirler.

Değişikliğe Uğrayan Bir Gerçek Olarak Kişilik

Yukarıda söz ettiklerimizden çıkaracağımız sonuç, yetişkin insanın kişiliğinin, doğumla birlikte gelen kalıtımsal biyolojik özelliklerle, bireyin içinde yaşadığı toplumla ilgili kısmen bilinçli, kısmen bilinçsiz çeşitli deneyimlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıktığıdır.

O halde kişiliğin, biyososyal bir yapısı vardır. Buradan da varabileceğimiz sonuç, her insanı tek ve tekrarlanması olanaksız bir varlık haline getiren bụ küresel tabloyu etkileyen çok sayıda ve farklı etmenin sentezinin söz konusu olduğudur.

Bir insanın kişiliği, yaşam boyunca zenginleşir ya da yoksullaşır. Yaşanan iç ya da dış deneyimlerle kişilik sürekli değişikliğe uğrayabilir. Bu deneyimlerden bazıları, insanda derin izler bırakabilir.

“İlk çocukluk döneminde nasıldık, daha sonraki yaşlarda ne olduk” diye düşünürsek, yukarıda söylediğimiz şeyin canlı bir örneğini gözümüzün önüne getirebiliriz. Yaşlı insan, yıllar önce aynı isim ve soyadını taşıyan, aynı kimliğe sahip, aynı kişidir. Ama artık aynı insan değildir. Kişiliği (fiziksel, organik, çevresel, psikolojik) büyük ölçüde değişikliğe uğramıştır.

Bu olayın bilincine, ancak yaşam çizgisinin iki ucunu düşündüğümüzde varabiliriz. Bu sonuç, yaşamı ve kişiliği sürekli değiştirip geliştiren, kazanç ve kayıpların, üst üste biriken deneyimlerin ve devamlı bir hareketin ürünüdür.

Sonuç olarak kişilik, doğumdan itibaren yapılanmaya başlayan psişik etkinlikler organizasyonu olarak ele alınmalıdır. Bu organizasyon, kişinin gelişim süreci içinde bütünleşir ve tamamlanır. Sevinç ve keder, olumlu ve olumsuz deneyimler, başarılar ve başarısızlıklar kişiliği sürekli olarak zenginleştirir.

Kişiliğimizi Keşfedelim

Kişilik, anketlerden yansıtma testlerine, klinik görüşmelere kadar uzanan farklı yöntemlerle anlaşılabilir. Anketler, insanları kişiliğin belirli özellikleri açısından değerlendirip bazı gruplar altında sınıflandıran güvenilir, duyarlı ve geçerli araçlardır.

Bir başka deyişle kişiliği, özel nitelikler açısından tanımlamaktadırlar. Yansıtma testleri ise, insanı, belirli durumlara verdiği tepkilere göre inceleyen ve kişiliğin yorumunu yapan bir yöntemdir. Kişi, söz konusu durumun kendisi için taşıdığı anlama ve o sırada duyumsadıklarına göre tepkide bulunur.

Projeksiyon (yansıtma), psikolojide çok sık kullanılan bir terimdir. İnsanlar genellikle bir dış olayı o andaki ruhsal durumlarına göre değerlendirirler. Örneğin neşeli, keyifli, iyimser bir günümüzdeysek ruh halimizi başka şeylere de yansıtarak dünyaya çok daha farklı şekilde bakarız. Böylelikle hoş olmayan bir olayı bir şaka gibi kabullenebiliriz ya da aksilikleri pek önemsemeyiz. Oysa üzgün, sıkıntılı, yılgın bir günümüzdeysek her şeye trajik açıdan bakar, bir başka zamanda bizi çok etkilemeyecek bir olaya çok kötümser yaklaşabiliriz. Her olay, gözlemi yapanın kişiliğiyle ilişkili olarak farklı biçimlerde yorumlanabilir. İyimser biri, yarısı dolu bir şişeyi yarı yarıya dolu olarak kabul edecek ve sevinecek, kötümser biri ise, aynı şişeyi yarı yarıya boş olarak kabul edecek ve bundan dolayı üzüntüye kapılacaktır.

Kişilik Hakkında Detaylı Bir Araştırma

Projeksiyonun yaptığımız, düşündüğümüz ve söylediğimize kişiliğimizden kattığımız şey olduğunu söyleyebiliriz. Kişilerin kolayca projeksiyon yapmalarını sağlayacak biçimde düzenlenmiş olan yansıtma testleri, incelenen insanın bütün kişiliğini ya da bazı özel yanlarını ortaya çıkarmak amacını taşır.

Yansıtma tekniklerinde kullanılan tamamlanmamış biçim ya da cümleler, çok farklı tepkilerin ortaya çıkmasına olanak sağlar. Çünkü her birey tektir ve başka kişilerden farklı olarak kendi tepkisini verecektir. Doğru ya da yanlış yanıt diye bir şey yoktur. Herkes kendi yanıtını verir. İşte yansıtma testleri de herkesin farklı yanıtlar vereceği gerçeğinden yola çıkar. Bu teknikler, kişiliğin özellikle duygusal yönünü araştırır.

Yansıtma testi tekniklerinin en bilineni Rorschach testidir. Bu test, üzerinde simetrik mürekkep lekeleri bulunan 10 karttan oluşur. Testi alan kişiden, bu lekeleri yorumlaması istenir. Bu görüntüler, kartları inceleyen kişinin ruh haline, kişiliğinin yapısına ve deneyimlerine göre farklı yanıtlar çağrıştırır. Bu kavramı daha iyi anlayabilmek için bir bulut ya da duvardaki bir rutubet lekesi ile bir hayvan, bir eşya ya da bir coğrafi şekil arasında benzerlik bulunduğunu fark ederek kaç kez şaşırdığımızı düşünelim. Rorschach testi, kişiliğin görsel algılamayı etkileyeceği görüşüne dayanan bir denemedir.

Kişilik yapısının araştırılmasında genellikle en iyi araç olarak kabul edilir. Çok önemli bir başka test T.A.T. ( Thematic Apperception Test – Tematik Algılama Testi ) adıyla bilinen testtir. Bu test kendi içinde bir konusu olan 20 kadar resimden oluşur. Testi alan kişiden, her resim hakkında başlangıcı ve sonucu olan hayali bir öykü yaratması istenir. Bu resimler, kişinin yaşam, iş ve aileyle ilgili duygularını ve davranışlarını ortaya koymasını sağlar. Rosenzweig testi de, çok ilgi çekicibir testtir. Ama bu test, kişiliğin yalnızca tek bir yönünü, engellenmeye verdiği tepkiyi inceler. Bu test, 24 resimden oluşur. Resimlerin her birinde kötü davranılan, küçümsenen ya da aşağılanmış durumdaki bir kişi yer almaktadır. Resimdeki kişiyle ilgili konuşma yeri boş bırakılmıştır. Testi alan kişiden resimdeki kişinin yerinde olsaydı ne gibi bir yanıt vereceğini boş bırakılan yere yazması istenir. Test, bireyin engellenmeye karşı direncini ve verdiği tepkinin biçimini saptamaya yarar.

Kişiliğin niteliklerini incelemek için kullanılan pek çok test arasında resim denemeleri de vardır. Bu gibi hallerde resim, gerçeğin yansıtılmasından çok bilinçaltı gereksinmelerin dışa vurulmasıdır.

Bir insanın yaptığı resmin, bir anlamda o kişinin ruhunun kâğıt üzerinde sergilenmesi anlamına geldiği söylenir.

Çocuk psikolojisi alanında çok sıklıkla kullanılan resim denemeleri yönteminin ilham kaynağı, Freud ve Jung’un psikanaliz kuramlarıdır.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı